Beyrut izlenimleri

31 Temmuz 2006 Roza Çiğdem Erdoğan – Mutlu Şahin (Şeyh Bedreddin Film Kolektifi)

Beyrut / Lübnan

İsrail’in, iki askerinin Hizbullah tarafından kaçırıldığını belirterek Lübnan’a başlattığı saldırıların 7′nci gününde binlerce insan mülteci durumunda. Net sayı bilinmiyor, ancak yaklaşık 750 bin Lübnanlının, kendi ülkesinde mülteci durumuna düştüğü tahmin ediliyor.  
      Filistine kardeşlik köprüsü için yola çıktığımızda açıkçası bu kadar zor şartlarda seyyahlık yapacağımız hiç aklımıza gelmemişti. Mısır yolculuğumuzda açıkçası zor ama bir o kadarda çarpıcı görüntülerle karşılaştık, İsrailin Gazze ve Lübnan işgali ile müthiş bir hareketlilik oluşmaya başladı Mısır’da. Özellikle islami ve sol grupların yoğun olduğu bölgelerde açıktan İsrai’le karşı silahlanma ve savaş çağrıları yapılmaya başlandı ve Mısır hükümeti fiili sıkıyönetim ilan etmek zorunda kaldı bu bölgelerde. Ama yinede açıktan müdahale etme konusunda biraz temkinli davranıyordu, çünkü halk hükümet ve İsrail’e müthiş öfkeli, açıkçası ani ve zorlu bir halk ayaklanmasından korkuyor ve mümkün olduğunca ortamı yumuşatmaya çalışıyor. Ama yinede halkın öfkesi an an yükselmeye devamediyor. Özellikle de hükümete tek bir çağrı yapıyorlar: ‘İsrail ve ABD ile tüm ilişkini kes. Kardeş filistin ve lübnan halkına yoldaşlık et, destek ol.’       Kahire’de ise 10 partinin ortaklaşa düzenlediği protesto gösterisinde İsrail’in Lübnan ve Filistin’e saldırısı kınandı. Göstericiler, Arap hükümetlerinin İsrail’e petrol ve doğal gaz satışı yapmamalarını; İsrail’le diplomatik ilişkilerin kesilmesini ve İsrail büyükelçilerinin Arap ülkelerinden kovulmasını istediler. Mısır’da gösteriyi düzenleyen 10 parti lideri, yayınladıkları ortak bildiride Arap zirvesinin acilen toplanmasını ve Filistin’le Lübnan’a destek verilmesini ve Direniş’i hedef alan 1559 sayılı kararın ilgasını talep ettiler.       Açıkçası Mısır hükümeti olası bir ayaklanmada ne yapacağını kara kara düşürken bir yandan ABD diğer yandan halkı arasında sıkışmış dersek yanlış olmaz. Bizde özellikle Mısır sokaklarının nabzını tutmaya çalıştık ve görüştüğümüz her 10 Mısırlıdan 10′u artık mısır hükümetine güvenlerinin kalmadığını ve kardeş Filistin halkına yardım etmeleri gerektiğini düşünüyordu. Gözlemlediğimiz en önemli olay da; artık ülkede islami ve sol grupların sanki siyasi birliktelik yapmışlar gibi ortak açıklamalar yapmalarıydı. En ilginç açıklama da Müslüman Kardeşler örgütünden geliyordu: ‘KAPİTALİZMİ YERYÜZÜNDEN SİLMELİYİZ, BÜYÜK ŞEYTAN KAPİTALİZMDİR !’ Açıkçası bu açıklama bizim gibi ülkede havayı gözlemleyen birçok basın mensubu ve siyasi analizciyi fazlası ile şaşırtmıştı. Ortadoğu’da sol mu İslamcılaşıyordu, yoksa İslamcılar mı solculaşıyordu? Kısa vadede cevabını bulmak zor gibi ama yine de özellikle Latin Amerika’da gelişen anti-emperyalist ve anti-amerikan cephe, Ortadoğulu islamcı ve sol gruplara müthiş moral vermiş görünüyor. İslami ve sol grupların yoğun olduğu bölgelerde, özellikle de Venezuella devlet başkanı Hugo Chavez ve Che Guevara resimleri ile ‘yaşa Chawez ve ‘Che’ sloganları süslüyordu. Yine islamcı basında özellikle Chavez’i öven makaleler ve yorumlar oldukça fazla ama övücü yorumların altına da şöyle not düşmeyi ihmal etmiyorlar:       Bir yandan bu olanlara seviniyor, fakat diğer yandan Müslümanların hâllerine baktıkça üzülüyoruz. Çünkü Bush’un orduları Latin Amerika’yı değil, müslümanların diyarını işgal etmiş ve bu işgallerine, İran’ı, Suriye’yi vurarak yenilerini katmak istiyor; biz müslümanlar seyretmek şöyle dursun, bu işgal ordularına yardımcı oluyoruz…  
Hani haksızlıklara karşı çıkmak, mücadele etmek Müslümanların şiarıydı? Yoksa işimiz Che ‘lerle, Chavez ‘lerle, Bachelet ‘lerle avunmaya mı kaldı?  
İlâhî adaletin önüne ne yüzle çıkacağız?
      İşte bu sitemle açıktan Mısır hükümeti ve diğer ABD işbirlikçisi Arap ülkelerinin yöneticilerini ve halkını eleştiriyorlar…      Bir diğer önemli gelişme de özellikle Pakistan olmak üzere farklı Arap ülkelerinden yüzlerce Arap genci Mısır sınırında bulunan refah sınır kapısı dolaylarında Filistin’e savaşmak için gitmek için konuşlanmış durumda ve Mısır sınırı tamamen tek taraflı olarak kapanmış durumda ve güvenlik önlemleri müthiş arttırılmış durumda olması.       Ve artık Mısır hükümetinden bir yetkili Mısır’ı terketmemiz gerektiğini kibarca bize iletiyor ve terketmemiz için sadece 2 saatimiz kaldığını bildiriyor, üstelik sağolsunlar uçak biletimizi de almışlar armağan olarak. Ama tabii biz havaalanında öğreniyoruz ki biletimizi Londra’ya almışlar, itiraz ediyoruz, ya Filistin yada Lübnan’a gitmek istediğimizi bildiriyoruz ve uzun mücadele sonunda Lübnan’a gitmemize izin vereceklerini ama güvenliğimizden sorumlu olmayacaklarını söylüyorlar. Çaresiz kabul ediyoruz ki zaten pek de bizi koruduklarına tanık olmadık, bildik bürokratik sözler hep. Ama Beyrut havaalanı bombalandığından çaresiz uçak biletlerimiz yanıyor ve demiryolu ile yolculuk yapmak üzere bizi tren istasyonuna götürüyorlar. Allah razı olsun onlardan tren biletimizi de alıyorlar:)) Tabii Beyrut’a kadar trenle varamadık ve belli bir yerden sonra karayolu ile yolculuk yapmak zorunda kaldık..        Uzun bir yolculuğun ardından kendimizi Beyrut’ta bulduk ve indiğimizde ilk olarak Türkçe ‘hoşgeldiniz’ diyerek Hizbullah militanları karşıladı bizi. Güzelce bir araştırdıktan sonra son durum hakkında bilgiler vermeye başladılar ve bizi dikkat etmemiz konusunda dostça(!) uyardılar. Ve bize onlarca propaganda video kaseti verdikten sonra nereye gitmek istersek oraya güvenli bir şekilde bırakabileceklerini söylediler, zaten yollar köprüler İsrail savaş uçaklarınca tamamen imha edilmiş. Bizi Beyrut’un merkezinde dünya basın mensuplarının olduğu bölgeye bıraktılar. Ama uyarmayı da ihmal etmediler. ‘Lübnan’da İsrail-ABD ve işbirlikçi ülkeler ajanları, basın ve sivil toplum örgütleri adına bulunmaktalar ve bunlardan haberdarız ve sakın bu tanımadıklarınızla irtbat halinde olmayın!’ diye de ayrıca uyardılar. Eyvallah deyip ayrıldık. Tabii Beyrut’un meydanında durmaya hiç niyetimiz yok, Beyrut’un mahallelerine doğru yol alıyoruz yıkıntılar arasında… ama manzara hiç de olumlu değil, her yer yıkıntı halinde ve bombaların yol açtığı yangınlar halen alev alev yanıyor, sokaklarda polisler-askerler ve Hizbullah militanlarından oluşan bir güvenlik ağı var, Hizbullah ve Lübnan askeri güçleri arasında müthiş bir dayanışma var. Anlaşılan İsrail saldırıları Hizbullah’la Lübnan askeri güçlerini müthiş yakınlaştırmış. Video çekimleri yapmaya çalışırken bir yandan dijital kamera ve fotoğraf makinelerimizi nasıl ve nerde şarj edebileceğimizi araştırıyoruz, çünkü nerdeyse tüm teknik materyallerimizin şarjları bitmiş durumda. Savaşın acımasız yüzünü kayıt altına almamız için mutlaka elektrik bulmamız gerekiyor. Sadece hastaneler ve güvenlik güçlerinin binalarında elektrikler var ve onlar da jeneratör benzeri aletlerle çalışıyor…       Çocuklar okullara ve sığınaklar sığınmış Beyrut’ta, Ekmek fırınları nöbetleşe çalışıyor çünkü elektrik sıkıntısı var, sadece ekmek vb. gıda ürünlerinin üretimleri yapılabiliyor, Halkın kendi başına gıda stoğu yapmasına izin verilmiyor ve mümkün olduğunca Lübnan yetkililerince kontrollü olarak gıda stoğu yapılıyor, halka dağıtılıyor, İsrail savaş uçaklarının ilk vurduğu yerlerden bir hedefin süt üretim fabrikası olduğunu öğreniyoruz ve bu yüzden özellikle de bebekler ve çocuklar ciddi anlamda sıkıntı yaşıyor, Görüştüğümüz halk ve acil yardım temsilcilerinin İsrail’in neden süt üretim fabrikasının vurduğuna dair anlaşılmaz kaygıları olduğunu öğreniyoruz. Hitler politikasına benzetiyorlar bu durumu… Etrafımıza acı acı bakmaktan da başka bir şey gelmiyor elimizden…Ve yine Beyrut’ta da Mısır’da karşılaştığımız görüntülerle karşılaşıyoruz: varoşlarda Che ve Chavez gülümsüyor Beyrut’lu ezilen emekçilere ve şaşkınlığımız artmaya devam ediyor, Che’yi anlıyoruz ama Chavez’in bölgede bu kadar popüler olabileceği aklımıza gelmemişti açıkçası. Video görüntüsü almaya çalışıyoruz mahallelerde ama şarjımız olmadığından mümkün olduğunca cimri davranıyoruz ve fotoğraf makinemizin şarjı da çoktan tükenmişti zaten. Devriye gezen Hizbullah militanlarına aletlerimizi şarj etmemiz gerektiğini iletiyor ve elektrik olan bir yer bulmamız gerektiğini söylüyoruz, İlk etapta temkinli yaklaşıyorlar ve kimliklerimizi soruyorlar ve tek tek  kontrol ediyorlar, İçimizde 3 Türkiye, 2 Venezuella, 1 Küba, 2 İtalya, 2 İngiltere vatandaşı olduğunu görünce çok şaşırıyorlar ve neden Beyrut’a geldiğimizi, kim olduğumuzu sorgulamaya başlıyorlar. Savaşa karşı Küresel Sinemacılar Birliği [Girişimi] gönüllüsü sinemacı aktivistler olduğumuzu ve Lübnan halkının çektiği acılara ortak olmak için bölgeye geldiğimizi, isterlerse bizi araştırabileceklerini belirtiyoruz ve tekrardan acilen şarj için elektrik olanağı bulmak istediğimizi belirtiyoruz, bize tebessüm ederek Türkiye hükümetini dost bildiklerini ama işgale tutum almaması onlar açısından hayal kırıklığı yarattığını söylüyorlar, ardından Venezulla’dan ve Küba’dan gelen arkadaşlarımıza da sıcak bir ‘hoşgeldiniz’ diyorlar. Durum bizi hem sevindiriyor, hem de üzüyor, çünkü biz ve diğer arkadaşlarımız Beyrut’a Türkiye ve diğer ülke hükümetleri temsilen gitmediğimizi belirtmemize rağmen bu ayrımcılık bizi şaşırttı ama yine de yardımcı olabileceklerini belirtip telefon numaramızı istiyorlar. ‘Sizi arayacağız’ deyip ayrılıyorlar yanımızdan ve bize de onların telefonlarını beklemek düşüyor…        Dolaşmaya devam ediyoruz  Beyrut’u ve açıkçası dolaşmak bile çok zor yıkıntılar arasında. Çocukların sığındığı bir okula giriyoruz, İsrail’in süt fabrikasını imha etmesinden dolayı çocukların perişan olduğu gözlemlenebiliyor, Çocukların gözlerindeki korkuyu çok yakından hissedebiliyoruz ve ürkek bakışlarıyla bizi süzüyorlar, Korkulu  gözlerle bize bakan ve dokunsan ağlayacak Beyrut’un mağrur çocukları, ve öğretmenleri ile konuşuyoruz, önce nerden geldiğimizi soruyorlar, Biz yine saymaya devam ediyoruz, Türk-Venezuella-Küba-İtalyan ve İngiliz’iz diyoruz, şaşırıyorlar ve moralimizi soruyorlar, onlara da anlatıyoruz durumumuzu ve ilginç olan yine onlar da en çok Bolivar’ın ülkesinden gelen arkadaşlarımızla ilgileniyorlar ve biz bu kez bozuluyoruz J) Anlaşılan Bolivar’ın devrimci isyancıları Ortadoğu’yu sarmış durumda…Bir yandan bizimle ilgilenmemelerine sitem ederken diğer yandan da Che ve Chavez’in buralarda umut olmaları ve sevilmeleri bizi onure ediyor ve sevindiriyor!       Ayrıca bir diğer önemli izlenimi de unutmamak gerek, İran devlet başkanı Ahmedinecad’ın da hemen hemen bütün duvarlarda Che ve Chavez resimleri gibi süslemiş bulunuyor ve üçü de ne ilginçtir ki aynı anda gülümsüyor emperyalizme ve ezilen halklara, Sanırım soruyu tekrar etmekte fayda var: Sol mu İslamcılaşıyor, İslam mı solculaşıyor? ‘Cevabını tarih verecek’ deyip yolumuza devam ediyoruz…       Marketler ve benzinciler tamamen kapalı, Sadece güvenlik araçlarına benzin sağlanıyor, Çünkü İsrail petrol depolarını da vurmuş durumda, İran ve Suriye’den tankerlerle petrol ve gıda getiriliyor ve özellikle de çocuklar için süt!!!       Ve yine Lübnan ve diğer Arap basınından takip ettiğimize göre birçok ülkede müthiş eylemler yapılıyor ve en görkemlisi de sanırım İran’ın başkenti Tahran’da yapılmış.       Arap televizyonlarında, gösteriye katılan yüz binlerce İranlı Hamas ve Hizbullah bayrakları ile Seyyid Nasrallah’ın posterlerini taşıyarak “Ey Hamas yanındayız, Ey Hizbullah yanındayız” “Biz İranlıyız. Savaşa Gitmeye Hazırız” “Şimdi Füzelere Füzelerle Karşılık Verme Zamanı” şeklinde sloganlar attıklarını gözlemledik. Gösterilere Lübnan basınında oldukça fazla yer veriliyor. Mitinge katılanlardan bazılarının tabanca ve otomatik tüfek taşıdığı görüldü.    Ve İran da İsra Kültür Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenleyen kalabalık bir gençlik topluluğu: Filistin Gönüllüleri    ’- Siyonist işgal güçlerinin Filistin halkına yönelik sürdürdürdüğü insanlık dışı katliamların, şerefli Hamas hükümetine yönelik uygulanan baskı ve ambargoların karşısında, İslami görev ve sorumluluklarımızı ifâ etmek amacıyla, bir dizi etkinlik sergilemek üzere, “Filistin Gönüllüleri” adı altında bir girişim başlatmış bulunmaktayız.  
Kudüs’ün özgürleşmesi uğruna her türlü fedakarlığı seve seve göze alan kahraman Filistin halkı, kendi gerçek hükümetini kurmakla birlikte çok yönlü kuşatma ve saldırılarla yüzleşmeye başladı. Yakın zamanda Şeyh Ahmed Yasin ve Abdulaziz Rantisi gibi yiğit önderlerini kurban sunan Filistinliler, Filistin’in direniş önderlerini ve özgürlük savaşçılarını peşisıra kurban sunmaya devam etmekte; savunmasız ve masum Filistinliler kadın ve çocuk hep birlikte katliama uğramaktadır.  
Diğer yandan, siyonist rejimi tanımama ve direnişlerinden vaçgeçmeme noktasındaki onurlu duruşunu terketmeyen Hamas Hareketi’nin kurduğu hükümetin etkisizleştirilip yıkılması için her türlü yola başvurulup ambargo ve kuşatmalarla boğazı sıkılmak istenmektedir.  
Amerika ve Avrupa’nın HAMAS hareketine yönelik ambargosuna, İslam dünyasından işbirlikçileri de katılmakta, Filistin’in şerefli direnişçilerinin adı “terörist” olarak konulmakta, kan içici İsrail ile birlikte saf tutulup Filistinli kardeşlerimiz arkadan vurulmaktadırlar.  
Filistin davasının bu dönüm noktasında, Filistin halkının ve meşru hükümetinin yalnız kalmadığını ortaya koymak; Siyonist katliamlar karşısında Filistin halkıyla dayanışma içine girmek ve kan içici İsrail güçlerine karşı feryadlarımızı yükseltmek amacıyla bir dizi etkinlik gerçekleştirmek üzere “Filistin Gönüllüleri” adı altında bir girişim başlatmış bulunmaktayız. 
Bu noktada duyarlı olan tüm kardeşlerimizi her vesileyle bu girişime destek olmaya, düzenleyeceğimiz etkinliklere katılmaya, özgür Kudüs yolunda, Filistin ile dayanışmaya davet ediyoruz.’  
     Bu basın toplantısı ile Suriye-Lübnan ve Filistin’e gitmek için yola çıkacaklarını ilan etiler. Buradan da anlaşılıyor ki Ortadoğu patlamaya hazır bir volkan ve kendilerinde Che-Chavez-Ahmedinecad-Nasrallah’ı önderleri olarak şiar edinmişler!       Filistin kaynaklarından aldığımız bilgilere göre yüzlerce Filistinli Lübnan’a savaşmaya gelmek için Filistin hükümetine başvurduğunu ve Filistinli yetkililerin de zaten biz İsrail’in hedefindeyiz denilerek izin vermediği belirtiliyor. Ve yine 1970-80 yılları arasında Lübnan-İsrail savaşı döneminde Lübnan’da bulunan eski Filistinli savaşçıların da tekrar Lübnan’da savaşmak için aralarında yol parası topladıklarını ve eski tecrübelerinden dolay Filistin hükümeti tarafından Lübnan’a geçişlerine izin verileceği belirtiliyor. Lübnan’da bulunan FHKC ve diğer Filistinli örgütlerin üst düzey yöneticilerinin de Lübnan hükümetince güvenlik gerekçesiyle Suriye’ye gönderildiği belirtiliyor, çünkü İsrail özellikle de FHKC’nin kamplarını bombardıman altında tutuyor.       Lübnan’da her mezhep, inanç ve halktan insanlar müthiş bir dayanışma içerisine girmiş bulunuyor, iç savaşın yıllarca acı çektirdiği Lübnan halkı ne var ki İsrail’in saldırılarına karşı tek bir ses olmuş durumda.      Lübnanlı Sünni, Şii, Dürzi, Hristiyan, Laik ve İslami partiler İsrail işgaline ve katliamlarına karşı birleşmiş durumda. Lübnan’da yayımlanan Es-Sefir gazetesi, Lübnan halkının daha önce böyle birlik ve kardeşlik ruhunu yaşamadığını yazdı. Lübnanlı Dürziler, Lübnanlı Hizbullah ile aralarından yıllardır süren ihtilafı bir yana bırakarak Güney Lübnan’dan gelen hastaları kendi hastanelerinde tedavi etmek için yarışıyorlar…      Güney Lübnan sakinleri, hemen her gece düzenlenen bombardımanlarla birlikte, bulabildikleri araçlarla canlarını kurtarmak için başkent Beyrut’a gelip, okullara sığındı. Beyrut’un güneyinde havalimanı civarında yaşayan binlerce Müslüman Şii ise aralıksız süren bombardıman nedeniyle Beyrut içinde daha güvenli olduğu düşünülen Hristiyan kesimindeki okullara sığınmış durumda. İnsanlar can havliyle evlerinden çıkıp kaçtıkları için yanlarında hiçbir malzeme yok.       Beyrut’un Hristiyan kesiminde, varlıklı Lübnanlıların yaşadığı semtte bir okul… Birkaç gün öncesine kadar yaz tatili nedeniyle kapısına kilit vurulmuş olan okul şimdi açık ve öğrencilerinden farklı misafirleri var. Sınıfta kara tahta önünde başı bağlı bir kadın, elinde çalı süpürgesi, ders zamanı öğretmenin durduğu yerde eğilmiş, sanki evinin oturma odasını temizliyor gibi sınıfı süpürüyor. Kadının yüzünde garip bir hüzün var, yaşadıklarının şaşkınlığı içinde. Kara tahtanın kenarında yerde ise bombalanan evlerinden kurtarabildiği birkaç parça giysi, ev eşyası, bir radyo ve bir ufak televizyon duruyor. Sınıfta en az 10 kişi var. Yandaki bir sınıfta ise farklı bir görüntü göze çarpıyor. Yere serilmiş örtünün üzerinde kahvaltılıklar, ekmek ve salata malzemeleri duruyor. Oturacak yer yok. İnsanlar, öğretmenlerin ders anlatırken kullandığı, kara tahtanın önündeki 10 cm yüksekliğindeki tahtanın üzerine oturmuş… Onlar da ne yapacaklarını bilemiyor. Bir zamanlar çocukların neşe içinde bağrışarak koşuştuğu bir başka sınıfta ise yerdeki sünger yatağın üzerinde bir bebek olan bitenden habersiz, mışıl mışıl uyuyor. Sınıfın bir tarafına sıralar dizilmiş. Öğrencilerin kışın paltolarını astıkları çivilerde bu kez anne babaların giysileri asılı. 223 kişi, Beyrut’un Hristiyan kesimindeki bu okula sığınmış. Bu, Beyrut’ta sığınak olarak kullanılan onlarca okuldan sadece biri. Çoluk çocuk 223 kişinin bütün ihtiyaçları Hristiyan yardım dernekleri tarafından karşılanıyor. Ancak ani gelişen olaylar nedeniyle herhangi bir hazırlık yapılmadığı için dernek çalışanları kendi imkanları ile yiyecek içecek temin ediyor, gelen giysileri ihtiyaç sahipleri arasında paylaştırıyor. Okuldaki bir Müslüman kadın, duygularını şöyle dile getiriyor: ”Biz Hasan Nasrallah’ın izinde gideceğiz. Bir damla suyla da kalsak davamızdan vazgeçmeyiz. İsrail bize her türlü silahı kullansa da yüzlerce füze atsa da sonunda zafer bizim olacak. Biz buraları bırakmayacağız. İsrail’i yeneceğiz.”        Lübnan’daki Maruni Hristiyanların en büyük siyasi partisinin lideri Mişel Aun, bölgedeki Arap ülkelerinin Hizbullah konusundaki tutumunu eleştirerek Hizbullah’ın Lübnan milletinin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. el-Cezire televizyonunun haberine göre halen Lübnan parlamentosunda milletvekilliği yapan General Mişel Aun, İsrail’in Lübnan’daki sivil yerleşim merkezlerine yaptığı saldırıları kastederek, “İsrail Hizbullah’ı yok edemez; çünkü Hizbullah Lübnan halkının ayrılmaz bir parçasıdır; bu rejim şu an halkı hedef almaktadır. Siyonist rejimin Lübnan’a yönelik saldırılarına izah getirenler, Hizbullah’ı mahkum eden bazı ülke ve gruplardan cesaret bulanlardır” diye konuştu…       Arap ülkelerinin İsrail saldırıları karşısındaki edilgen tutumunu da eleştiren Mişel Aun, “Ben, kendi vatandaşlarını Lübnan’dan çıkararak Lübnan halkını İsrail saldırıları karşısında yalnız bırakan Arap ülkelerinin tavrı karşısında şoke oldum” dedi…    Buradaki Lübnan basınından okuduğumuz ilginç bir habere göre, Batı Şeria’da bulunan İsrail hahamlar şûrası, Tevrat’ın savaş sırasında kadınların ve çocukların öldürülebileceğini söylediğini iddia ederek İsrail ordusundan Filistin ve Lübnan’da sivillere yönelik saldırılarını arttırmasını istedi. Söz konusu şuranın konuyla ilgili yazılı fetvasının İsrail’de yayın yapan yedi televizyon kanalından da yayınlandığı belirtiliyor.   Fetvada “Tevrat, savaş sırasında kadınların ve çocukların öldürülmesini caiz görmektedir, Gazze’de ve Lübnan’da kadınlara ve çocuklara acıyanlar, İsrail’deki kadınlara ve çocuklara vahşi bir gözle bakıyor demektir” ifadesine yer verildi.   Fetvayı hazırlayan komisyonun, Lübnan ve Filistin vatandaşlarını düşmanın taraftarı olarak niteleyerek İsrail kabinesinden Tevrat’ın hükmüne göre hareket ederek buralardaki sivillere saldırmasını istediği belirtiliyor.   

Yorum Yapın